15 Şubat 2009 Pazar

İsrailli Komutan'ın Haddini Bilmez "Kabarması"

Davos’taki ‘Gazze Paneli’ sırasında İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’in sözlerine sert tepki göstererek oturumu terk eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a çok ağır suçlamalarda bulunan İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı General Avi Mizrahi, “Erdoğan, aynaya baksın” dedi.

Mizrahi, Türkiye’ye yönelik sözleri için, İsrail’de yapılan ‘askeri psikoloji’ konulu uluslararası toplantıyı özellikle seçmesi de dikkat çekti.

İsrail’in Haaretz gazetesine göre, toplantıda konuşan Mizrahi, Başbakan Erdoğan’ın Peres’e yönelttiği, “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” şeklindeki sözünü hatırlatarak, “Erdoğan, aynaya baksın” ifadesini kullandı.

İsrailli komutan, Türkiye’nin yıllar önce Ermenilere dünyanın en büyük katliamlarından birini yaptığını öne sürerek, aynı politikanın bugün de Kürtler üzerinde sürdürüldüğünü iddia etti.

Mizrahi, İsrail’i Filistin topraklarını işgal etmekle suçlayan Erdoğan’ın ülkesinin, Kıbrıs’ın kuzeyini on yıllardır işgal ettiğini iddia etti.

General Mizrahi, Başbakan Erdoğan’ın İsrail’in BM’den çıkarılması yolundaki çağrısını hatırlatarak, “Böyle bir durumda, Türkiye de İsrail’in yanına eklenmelidir” diye konuştu.

Abdullah Gül'ün "Ergenekon Kapsamında" Avrasya Temasları

Rusya Federasyonu temaslarının 3. gününde Tataristan'a gelen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile başkent Kazan'da görüştü. Gül ve Şaymiyev'in ikili olarak görüşmesinin ardından geçilen heyetler arası görüşmeye, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de katıldı.

Gül ve Şaymiyev görüşmelerden sonra ortak basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin Tataristan ile ilişkilerinin Rusya Federasyonu ile ilişkilerini pekiştiren bir unsur olduğunu belirterek, "Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki gelişen ilişkiler sayesinde, Türkiye ile Tataristan arsındaki ilişkiler de sağlam adımlarla gelişmeye başlamış, bu durum Türkiye ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin gelişimine de genel olarak katkı sağlamıştır. Türkiye, Rusya Federasyonu'ndaki ilk başkonsolosluğunu Tataristan'ın başkenti Kazan'da açmıştır. Bu da ilişkilerimizin ne kadar özel olduğunu gösteren bir işarettir" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye-Tataristan İş Forumu'nda iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin gözden geçirildiğini ve işadamlarının çalışmalarının değerlendirildiğini ifade etti.

Türkiye ile Tataristan arasındaki artan ticaret hacmine de işaret eden Gül, "2002 yılında sadece 17 milyon dolar olan ticaretin bugün 2.5 milyar dolara ulaştığını görmekten de memnuniyet duyduk. Türk müteahhitlerinin Rusya genelinde olduğu gibi Tataristan'daki çalışmalarıyla da gurur duymaktayız. Kazan'da Türk müteahhitlerinin pek çok eserleri bulunmaktadır. Türk işadamlarına gösterdikleri güven ve verdikleri destek için sayın cumhurbaşkanına, başbakana ve herkese teşekkür ediyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile Tataristan arasındaki eğitim ve kültür faaliyetlerine önem verdiklerini, Kazan Devlet Üniversitesi'nde Türkçe'nin en iyi şekilde öğretildiğini ve en iyi Türkologların burada yetiştiğini belirterek, "Eminim ki bu ziyaretle yeni bir sayfa açılmıştır, ilişkilerimiz daha da gelişecektir. Tekrar gösterilen yakın misafirperverliğe teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.

Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaynmiyev ise, Cumhurbaşkanı Gül'e, Tataristan'ı ziyaret ettiği için teşekkür ederek, Gül'ü ülkelerinde ağırlamaktan onur ve mutluluk duyduklarını söyledi. Şaymiyev, Gül'ün Tataristan'ı ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olması sebebiyle de tarihi önem taşıdığını belirtti. Ekonomi, ticaret ve kültürel alandaki işbirliğinin geliştirilmesine ağırlık verdiklerini söyleyen Şaymiyev, Türk şirketlerinin Tataristan'da yatırım yapan yabancı şirketler arasında ilk sırada geldiğini ifade etti.

Bardakoğlu’nun evine hac parasıyla tadilat

Hacı adaylarından alınan paraların Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu’nun evinin 175 bin TL’lik tadilatına harcandığı iddia edildi
- Hacı adaylarından alınan paralarla Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun halen oturduğu Bilkent’teki evinin tamir ve onarımının yaptırıldığı iddia edildi. 175 bin TL’lik tadilatın Türk Diyanet Vakfı (TDV) tarafından gerçekleştirildiği bildirilirken, Bakan Said Yazıcıoğlu harcamaları savundu.

MHP Mersin milletvekili Behiç Çelik, Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) tahsis edilen Bahçelievler’deki lojman ile Ali Bardakoğlu’nun halen ikamet ettiği konutu TBMM gündemine taşıdı. Bahçelievler’de mülkiyeti Hazine’ye ait olan Diyanet’e tahsisli lojmanda kimin oturduğunu ve evin mülkiyetinin kime ait olduğunun açıklanmasını isteyen Kılıç, “Denetim sorumluluğu DİB’e ait, hacılardan alınan artan paradan bu lojmanın iç bakım ve tefrişi için 175 bin YTL harcandığı doğru mudur?” diye sordu. ÇARPICI CEVAP
Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı Yazıcıoğlu’nun cevabı Bardakoğlu’nun konutu hakkında bilgileri gözler önüne serdi. Yazıcıoğlu, Bahçelievler 7. Caddedeki apartman dairesinin DİB’e “özel tahsisli konut” şeklinde tahsisli iken, mülkiyeti Türk İşbirliği Kalkınma İdaresi Başkanlığı’na (TİKA) ait Bilkent’teki konutun her iki kurumun karşılıklı mutabakatıyla tahsis değişikliği yapıldığını bildirdi.

Bardakoğlu’nun oturduğu konutun mülkiyetinin TİKA’ya ait olduğu belirten Yazıcıoğlu, “Dolayısıla halen Diyanet İşleri Başkanı’nın ikamet ettiği bu konut satın alınmamış ve herhangi bir bedel de ödenmemiştir. Ancak iki kurumun uygun mütalaası üzerine düzenlenen protokol hükümlerine göre karşılıklı tahsis işlemi tesis edilmiştir” dedi. BUGÜN DE HARCANIYOR
Bakan Yazıcıoğlu, tahsis işleminin tamamlanmasının ardından evin uzunca bir süre kullanılmamış olması nedeniyle tamir ve onarımına ihtiyaç olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Buna göre Hac ve Umre Seyahatleriyle İlgili İşlerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yürütülmesine dair yönetmelik gereğince, hac ve umre hesabından bir meblağ artması halinde TDV ile işbirliği yapılarak bütçede ödeneği olmayan hizmetler için harcanabileceği ifade edilmektedir. Bu faaliyet kapsamında; sözkonusu lojmanın tamir, tadilat ve donanımı için sor önergesinde sözü edilen meblağın ayrılmış ve anılan mevzuata uygun olarak konutun tamir ve tadilatı TDV tarafından yaptırılmıştır. Başkanlıkça, geçmişte olduğu gibi bugün de, ilgili bütçe kaleminde ödenek bulunmadığı takdirde merkez ve taşra ayrımı yapılmadan ilgili mevzuata uygun şekilde anılan komisyon kararı doğrultusunda harcama yapılmaktadır.” YÖNETMELİK NE DİYOR?
Bakan’ın belirttiği Hac ve Umre Yönetmeliği’nin “Alınacak ücret”i düzenleyen 22. Maddesi ve “Harcamalardan artan meblağın sarfı”nı düzenleyen 66. Maddesi şöyle:

“Madde 22 - Hac ve umre seyahatlerinin gerektirdiği harcamaların karşılığı, Komisyonca tespit edilecek miktarlar üzerinden tahsil edilir. Komisyonca tespit edilecek bu miktarlara ayrıca ihtiyat akçesi olarak yüzde 5 eklenir. Komisyonca bu miktar tespit edilirken, döviz satın alma tarihine kadar geçecek zaman içinde döviz kurlarında meydana gelmesi muhtemel artışlar dikkate alınır.
Madde 66: Hac ve umre harcamalarının tahmin edilenin altında gerçekleşmesi veya ihtiyat akçesinin harcanmasına ihtiyaç duyulmaması halinde, Hac ve Umre Hesabında artan meblağ, Komisyonun alacağı kararlar üzerine, aşağıda belirtilen hizmet ve faaliyetlere sarfedilir;
d-Eğitim merkezi ve müftülük hizmet binaları ile diğer tesislerin arsa, bina, satınalım, yapım, onarım, elektrik, su, doğalgaz, akaryakıt ve diğer giderlerine
n-) Başkanlıkça yürütülen hizmet ve faaliyetler için lüzum ve ihtiyaç duyulacak sair yerlere” “KURUMLARIN İMTİYAZI YOK”
Önerge sahibi MHP’li Çelik Gazeteport'a yaptığı açıklamada, “Amacımız, yüce İslam dinine hizmet eden bir kurumu eleştirmek değil, o kurumun daha nitelikli hizmet vermesini sağlamaktır. Sistemin doğru işlemesi için elimizden ne geliyorsa, ne gerekiyorsa bunu yapmaya çalışıyoruz. Hiçbir kamu kurumunun imtiyazı yok” dedi.

http://www.gazeteport.com.tr/SIYASET/NEWS/GP_390974

“Kürt Baharı” sona eriyor.

CEMAAT'İN ERBİL TOPLANTISININ GÖZDEN KAÇAN AYRINTILARI

Bir süredir "cemaate" yakın Abant Platformu’nun Kürt Sorunu konusundaki çabasını takip ediyoruz. Abant Platformu, geçtiğimiz Eylül ayında Diyarbakır’da “Kürt Sorunu” üzerine gerçekleştirmek istediği toplantıyı PKK’nın tehdidi nedeniyle ertelemek zorunda kalmıştı. Platform, toplantı yeri için Erbil’i seçti.

Cemaat bu seçimiyle bir anlamda Barzani’nin başkentini kendisi için Diyarbakır’dan daha güvenli bulduğunu gösterdi. Bu günlerde Abant Platformu’nun düzenlediği toplantıya Türk Büyükelçiliği’nden de üst düzey katılımın olacağı konuşuluyor.
Ayrıca toplantıyı açacak isim de cemaatin tercihlerini göstermesi bakımından oldukça önemli. Toplantı Neçirvan Barzani'nin konuşmasıyla başlayacak.
Biraz şaşırtıcı değil mi? Türkiye’nin Kuzey Irak’a dönük faaliyetine hep karşı çıkan Barzani Hareketi’nin cemaatin yollarına gül dökmesi yalnız cemaatin değil Barzani’nin de tercihlerini göstermiyor mu?
Peki neden? Neden cemaat Erbil’e gidiyor? Ya da neden Barzani cemaati Erbil’e çağırıyor?
Daha ilginç olanı, Yasemin Çongar’ın yakın dostu Henri Barkey’in bu konu ile ne ilgisi var?

Bu soruların bulmak için Türk dış politikasının önümüzdeki dönem tercihlerini nasıl şekillendireceğini bilmemiz açısından önemli. Hele Dışişleri Bakanı’nın cemaatin en sevdiği bakanı olduğu düşünülürse bir anlamda bu toplantının Dışişleri’nin Erbil’e uzanışı olarak algılamak mümkün.
Zaten büyükelçiliğin en üst düzeyde harekete geçmesi de bu desteğin göstergesi.

Cemaat Kuzey Irak’a kritik bir dönemde gidiyor.
Zira, Irak’ta 2003’te Amerikan işgali ile başlayan “Kürt Baharı” sona eriyor. Irak’taki tüm gelişmeler bunu gösteriyor. İsterseniz bunu şöyle açıklayalım.
1) Noam Chomsky, 9 Mart 2007 tarihinde The Guardian gazetesinde “ABD, Irak’ta güvenilir bir kukla devlet kuramadı ve çekilmesi, kaynakların kontrolünü riske atması anlamına gelecek” yazmıştı. Gerçekten de ABD, Irak’tan çekilme anlaşmasını imzaladı ancak ardında kendi hükümetini kuramadan gidiyor. ABD’nin gidişine en çok KDP ve KYB gibi Kürt hareketleri üzülüyor. Çünkü Kürtler dışarıdan da olsa kendilerine garantör olan bir gücü en azından görünürde kaybedecekler.

2) Irak’ta Maliki Başkanlığı’nda kurulan Ulusal Birlik Hükümeti beklenmedik bir politika sergiledi. Maliki Hükümeti ABD’nin Irak’a girişinden sonra merkezi yapısı zayıflamış Irak’ta yeniden merkezi yetkileri artırmaya çalışıyor. Örneğin Maliki, Anayasa’nın değiştirerek, yerel parlamentolara verilen pek çok yasama yetkisini merkezi hükümet lehine düzenleme doğrultusunda adım atıyor. Yakın zamanda Barzani ile Maliki arasında yaşanan sertleşmede bu yetki paylaşımı tartışmasının önemi büyük. Yetki paylaşımı meselesi oldukça önemli. Unutmayalım ki, Irak Kürtleri ile Irak merkezi hükümeti arasındaki yetki paylaşımının Irak’ta 1930’lar sonrasında defalarca çatışmaya yol açmıştır.

3) Irak’ta önemli bir kısmını laik unsurların oluşturduğu, kamuoyunda artık kanıksanmış adlarıyla “Sünni Araplar” yeniden siyaset sahnesinde. 2005 seçimlerini boykot eden bu topluluk, son seçimlere katıldı ve artık siyasetin vazgeçilmez bir parçası haline geldi.

4) Maliki’nin kurmak istediği “Aşiret Konseyleri” de Barzani tarafından tepki ile karşılandı. Aşiret denilince Türkiye aşiretleri ile benzer bir yapı anlaşılmamalı. Irak’ı bilenler aşiret yapısının Irak tarihindeki öneminin altını çizerler. Çünkü Irak’ta kurulan aşiret konseyleri aslında Irak’ta mezhepsel çatışmayı sonlandıracak ve birleşik bir Irak yaratacak önemli organlardan bir tanesi. Bu organa Barzani’nin tepkisi bu nedenle oldukça sert oldu. Mesut Barzani bu konseylere katılacak aşiretleri “vatan haini” ilan edeceğini açıkladı. Ayrıca bu aşiretlerin işgal öncesinde Baas Partisi’ni desteklediği unutulmamalı.

5) Sünni Arap unsurların siyasete girmesi ve aşiret konseylerinin kurulması sayesinde artık Irak’ta El Kaide’ye yakın İslamcı unsurlar oldukça azaldı. köktenci El Kaide tarzı eylemlerin sesi çok duyulmuyor.

6) Bu gelişmeler özellikle iki grup için oldukça olumsuz sonuçlara neden oldu. Irak’ın Kuzeyi’nde ayrılıkçı hareketlerde başı çeken Kürt Partileri, güneyde ise İran yanlısı Şiiler. Irak’ta oluşan bu yeni durum Irak’ın bir arada yaşama fikrini yeniden canlandırdı. Ayrı yaşamak isteyenlerin ise moralini bozdu.

7) Nitekim Irak’ta seçimlere böyle bir atmosferde gidildi. Peki kim kazandı? Irak’ta ABD’nin oluşturduğu etnik kompozisyonda bir partiyi göstermek zor. Ama Irak’ta son seçimlerde kazananın “Irak’ın birleşik yapısı” olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Irak Halkı en kritik bölgelerde Sünni veya Şii, “Birleşik Irak”’ı savunan partilere oy verdi.

8) Örnek olsun diye açıklayalım. Seçimin önemli noktalarından biri olan El Anbar’da Ulusalcı Arap Hareketi’nin temsilcisi olan Salih Mutlak liderliğindeki Irak Ulusal Projesi %17.6 oy aldı. Böylelikle El Anbar taraftarları, mezhepçi İslamcılık’a karşı tercihini gösterdi.

9) Bağdat’ta Maliki’nin başını çektiği “Hukuk Devleti” listeleri %38 gibi büyük bir oy oranıyla birinci oldu. Maliki’nin hem İran yanlısı Şiiler’e hem de Kuzey’deki ayrılıkçı Kürt Partileri’ne karşı olduğunu unutmamak gerekir. Yine Maliki’nin hareketi olan “Hukuk Devleti” bir başka önemli noktada, Basra’da %37 gibi bir oranla seçimleri kazandı. Kerbela, Necef gibi kritik bölgelerde de sonuç benzer oldu. Bu da Maliki’nin İran yanlısı ve merkezi hükümete karşı olan Güney’de ki Şii unsurlara karşı bir zaferi olarak yorumlandı. Kısacası Şii bölgelerde El Hekim ve Sadr Grubu seçimlerin mağlubu oldu.

10). Elbette Irak’ın pek çok bölgesi önemli. Ancak Kuzey’e doğru seçimlerdeki oy oranlarına bakmak seçimleri Barzani’nin kaybettiğini söylemek için sanırım yeterli olacak. Örneğin Kürt siyaseti için önemli noktalardan olan Musul (Ninova) Bölgesi’nde Sünni Arap aşiretlerin oluşturduğu El Hadba % 48,4 oy oranı ile birinci olurken, Kürdistan İttifakı %25,5 oy oranına sahip olabildi.
Yine Kürdistan Cephesi’nden beklentinin yüksek olduğu Diyala’da Adnan Duleymi ve Tarık El Haşimi’nin kontrolünde olan Sünni-İslamcı ve Arap “Uzlaşma Cephesi” %21,1 oy oranı ile birinci parti oldu. Kürdistan İttifakı %17,2 oy oranı ile ikinci oldu. Kısacası Barzani, Sünni Araplar’ın katılması ile seçimleri büyük farkla kaybetti.

11) Bu seçim sonuçları Irak’ta mevcut durumun meşruiyetin tartışılmasını da beraberinde getirdi. Celal Talabani’nin “nasıl Irak Cumhurbaşkanı olduğunu” artık Irak’ta herkes tartışıyor. Talabani’nin koltuğu her zamankinden daha çok sallanıyor. Ayrıca halen statüsünün ne olacağı belli olmayan ve bu nedenle seçim yapılamayan Kerkük’e sadece birkaç hafta önce Irak Ordu Birlikleri’nin girme girişiminin Barzani’nin ABD nezninde çabaları ile durdurulduğunu hatırlatalım. Kısacası Irak’ta artık ABD’den aldığı destek ile Irak’ta birleşik bir siyasi yapının kuruluşunu engelleyen KDP ve KYB gibi yapıların geleceği tartışmalı. İlk siyasi deprem bunların sonunu hazırlayabilir. Tekrar söylemek gerekirse “Kürt Baharı” artık bitti.

Yasemin Çongar'ın arkadaşı

İşte cemaat Kuzey Irak’a bu siyasi değişimin yaşandığı bir dönemde gidiyor. Tam da bu dönemde tesadüf değil, Kuzey Irak’ta ki bölgesel yönetim Türkiye’yi hatırladı.
Elbette cemaat de bu zor gününde Barzani’yi unutmadı.
Geçtiğimiz hafta Washington'da Carnegie Endowment'ta "Kürdistan Üzerine Çatışmayı Önleme" başlıklı bir konferans gerçekleşti. Konferansa cemaatin oldukça dikkate aldığını bildiğimiz Yasemin Çongar’ın yakın dostu Henry Barkey’in konuşmaları damgasını vurdu. Barkey, kısaca Irak’ta federalizmin güçlendirilmesini talep ediyor, Kürtler’in merkezi hükümete rağmen kendi kendilerini yönetmelerinden söz ediyordu. Ancak Barkey’in bunun Türkiye’nin desteği olmadan gerçekleşemeyeceğini söylemesi oldukça ilginçti. Barkey aynı konuşmada merkezi Irak yönetimini de eleştiriyordu. Kısacası Barkey, Türkiye’nin Barzani lehine Irak’a müdahil olmasını istiyordu.

Kısacası cemaat Irak’ta Kürt Baharı’nın bittiği, merkezi hükümetin günden güne Barzani Hareketi’nin üstüne gittiği, Barzani’nin seçimleri kaybettiği şartlarda Erbil’e gidiyor. Çünkü Barzani’nin bu şartlarda kurtuluş için Türkiye’ye ihtiyacı var. Barzani Hareketi, Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a müdahalesine karşı olduğuna göre bu durumda devreye cemaatin girmesi gerekiyor.
Cemaatin gücü, bu desteği Barzani’ye sağlamaya yeter mi bilinmez?
Ama cemaatin de bunun karşılığında Barzani üzerinden Türkiye Kürtleri’ni kendisine katma projesinin başarılı olup olamayacağı bu günden kestirilemez.
Son günlerde pek çok fikir dergisinde yeniden “Yeni Osmanlıcılık” tartışmalarının yapıldığı dönemde, cemaatin Kuzey Irak’a seferi oldukça tartışılacak gibi görünüyor.

Barış Terkoğlu
Odatv.com

http://www.odatv.com/index.php?id=14894

Sıkmaya başlayan soru

Abdulhamit Bilici
Türkiye, içinde yaşadığı bölgenin neresine uzansa, Batı'da aynı endişe hortluyor: Türkiye'yi kaybediyor muyuz?Ortadoğu'da aktif bir siyaset izlemeye, İslam dünyası ile biraz yakınlaşmaya başladığında, aynı soru gündeme geliyor. Türk dünyası ile biraz yakınlaşma olunca, yine aynı soru ortaya atılıyor.

Aynı endişe Rusya ile yaşanan sıcak ilişkiler nedeniyle de sık sık gündeme geliyor. Gürcistan ile Rusya arasında yaşanan krizde, Türkiye'nin biraz tarafsız siyaset izlemesi, aynı sorunun yine gündeme gelmesine yol açmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyareti, mutlaka kafaları yine karıştıracak. Acaba NATO üyesi olan Türkiye, Avrasya'ya mı kayıyor?

Halbuki bugün izlenen dış politikanın belirlenmesinde etkili olan isimler, sürekli bu endişeleri giderecek konuşmalar yapıyor. Dış politikada atılan adımların, yeni bir eksen arayışı olmadığını, NATO üyeliği konusunda en küçük istifhamın gündemde olmadığını, izlenen politikadaki hedefin çok boyutlu bir dış politika izleyerek Türkiye'nin jeopolitik imkanlarından maksimum düzeyde yararlanmak olduğunu söylüyorlar. Ama nafile...

Sanki donuk bir şekilde, çevresinden izole bir dış siyaset izlemek, Batı'nın her dediğini yapmak ve atmayı düşündüğü her adımı Batı'dan izin alarak atmak Türkiye'nin kaderi.

Türkiye, krizi bol bir bölgede yaşıyor. Ya da dünyayı ilgilendiren krizlerin çoğu yakın bölgemizde yaşanıyor ve bu krizlerin hemen hepsiyle bir yönümüzle bağımız oluyor. NATO'nun birkaç yıl önce yaptığı bir analizde, İttifak'ın ilgilenmek zorunda kalacağı 16 potansiyel kriz bölgesinden 13'ünün Türkiye'nin çok yakın çevresinde yer alacağı söyleniyordu.

Bir de 3 kıtada uzunca bir süre hakim olmuş Osmanlı'nın vârisi olunca, neredeyse hiçbir krize bigane kalma şansımız kalmıyor. Soğuk Savaş'tan hemen sonra Bosna'da kriz patlayınca, çok geçmeden Sırpların Kosova Savaşı'nın intikamı için Boşnakları katlettiklerini öğrenmedik mi? Üstelik onlar, Boşnaklara 'Türk' diyorlardı.

Kosova krizinde Arnavutlar hedef alınınca İstiklal Marşı'mızın yazarının da Arnavut olduğunu hatırlamadık mı? Bazı rivayetlere göre 5 milyon Arnavut kökenli vatandaşımız varken, bu krize sırtımızı dönmemiz mümkün müydü?

Kafkaslar'da ne Çeçen, ne Abhaz ne de Karabağ krizine, bir İsveç veya bir Norveç gibi yaklaşma şansımız vardı. Çünkü topraklar, kültürler, dinler, akrabalıklar ve yüzlerce yıllık hatıralar vardı aramızda ortak olan.

Ne Filistin'de akan kana ne de Irak'ta, İran'da, Afganistan'da yaşananlara uzak durma imkanı var Türkiye'nin. İstese de bunu yapması zor. Bu ilgi haritası, Endonezya'dan başlayıp Fas'a kadar uzanabilir.

Türkiye'nin çevresiyle ilgilenmesi, sadece kültürel ve tarihî nedenlere de dayanmıyor. Artık şurası çok açık ki; bir ülke komşularıyla, yakın bölgesiyle ekonomik ilişkilere sahip değilse, gelişmesi mümkün değildir. Bu yüzden içinde yaşadığımız bölgenin bir barış havzası olmasında Türkiye'nin hayatî çıkarı söz konusu. Kafkaslar'da Ermeni sorununun devam etmesi bu hedefin önündeki büyük bir engel. Gürcistan'ın istikrarsızlığı, hem bölge için hem de Türkiye için büyük maliyet. Irak'ta yaşanan kaos ortamı, İran'ın geleceğindeki belirsizlik, Filistin-İsrail çözümsüzlüğü, bu bölgeyi bir barış havzasına dönüştürme hedefini sabote eden faktörler.

Aslında kuzeyden güneye, doğudan batıya Türkiye'nin böyle bir perspektifle bölgede aktif bir oyuncu olması Batı'nın da çıkarına. Yavaş yavaş bu rolü takdir edenler de çıkmıyor değil.

Keşke sürekli "Türkiye'yi kaybediyor muyuz?" kâbusu görmek yerine, Batı biraz da Türkiye'yi neden hep çantada keklik olarak gördüğünü sorgulasa... Neden hiçbir bedel ödemeden, Türkiye'nin kendilerinin yanında yer alması gerektiğine inandıklarına kafa yorsalar... 50 yıllık Soğuk Savaş ortaklığı boyunca Türkiye'nin nasıl Avrupa'nın dışında tutulduğu üzerine düşünseler. Onlarca eski düşman kamptan ülke, AB'ye üye alınırken, Türkiye'nin hep itilip kakılarak ne kadar aşağılandığını sorgulasalar. Kıbrıs'ta çözümü isteyen taraf olmasına rağmen, neden cezalandırılan tarafın Türkler olduğu sorusuna cevap arasalar... Kanlı bir terör örgütünü terör listesine sokmak için, neden binlerce insanın hayatını kaybetmesinin beklendiğini de...

Evet, Türkiye'nin yönelimi değişmiyor; belki çeşitleniyor, renkleniyor. Ama hiç kuşkunuz olmasın, bu cevapsız sorular herkesin kafasında Batı ile ilişkilerin sorgulanmasına yol açıyor. Şayet Batı, "Türkiye bizim için önemli" diyorsa, onu kaybetmemek için artık birazcık gayret etmesi gerekiyor.

Not: Salı günü kayınpederim Tahsin Ünlü'yü kaybettik. Ailemizin acısını paylaşan tüm dostlara teşekkür ediyorum.

14 Şubat 2009, Cumartesi
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=815106&title=sikmaya-baslayan-soru

5 Şubat 2009 Perşembe

İranlı Profesörden iddialı bir çıkış...

İranlı Prof. Dr. Seyid Hüseyin Nasr, Türkiye'nin İslam dünyasında entelektüel rolünün olmadığını öne sürdü. Nasr, Türkiye'nin Avrupa'da ise hep Hollanda ve Belçika'nın gerisinde geleceğini söyledi.

Nevra Yaraç LAÇİNOK – Adem DEMİR

03.02.2009 12:10

George Washıngton Üniversitesi’nde İslam araştırmaları profesörü olan İranlı yazar, akademisyen ve fizikçi Seyid Hüseyin Nasr, ABD Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu’ya bakışını, İslam ülkelerindeki demokratikleşme sorununu ve Türkiye’nin konumunu Newsweek Türkiye’den Nevra Yaraç Laçinok ve Adem Demir’e anlattı.

İşte o söyleşiden bazı bölümler:

- 21 Ocak’taki konuşmasında Müslüman dünyaya “Biz karşılıklı çıkarlara ve saygıya dayalı yeni bir yol arıyoruz” diyen Obama’nın bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benimle aynı ismi taşıyan Obama, anlayamadığım bir şekilde Müslümanlar’ı büyük hayal kırıklığına uğratacak bazı atamalar yaptı. Ortadoğu’yla ilgili başdanışmanlarının hepsi çok güçlü İslam karşıtı duruşa sahip. İslam dünyası bekleyip görecek. Umutsuz değilim ve Obama’nın her şeyden önce iyi biri olduğunu düşünüyorum. Militarist değil, İslam dünyasında deneyimi var. Yıllarca Endonezya’da yaşadı, yoksulluğun ne olduğunu biliyor; çok zeki, güzel konuşuyor. Obama Tanrı’nın ABD’ye hediyesi. Bu hediyenin ne kadar çabuk harcanacağını göreceğiz.

İSRAİL'E İTİRAZ YOKSA, İRAN'A DA OLMAMALI

- Obama’nın Ortadoğu’da İran’a odaklanacağı söyleniyor.

Bundan eminim. Politikacı değilim ama bir İranlı olarak şunu söyleyebilirim: İran’da kimse ülkenin nükleer güce sahip olmasına karşı değil. İsrail’in 300 nükleer bombasına kimse tek laf etmezken, İranlılar aksini kabul etmez. Bu projenin devam etmesi milli bir dava. ABD istese de istemese de değişmeyecek. Barışı sağlamak çok zor değil. Eğer İran artık ABD’yi tehdit olarak görmez ve bazı eylemler üzerinde bir çeşit kontrol sağlanırsa yeterli olacaktır. Ama İsrailliler İran’dan gerçekten korkuyor. İran güçlü bir ulus ve nükleer güce sahip olması dengeyi Lübnan’ın kamplarında olan Filistinliler için bile değiştirecek. Ve bu onların istemediği bir durum.

- İslam ülkelerinin çoğu yönetim, demokrasi gibi sorunlarla boğuşuyor. Sizce bunun sebebi ne?

Bir toplumun kendi siyasi yapılarını geliştirme özgürlüğü olmalı. Avrupa’da ilk devrim gerçekleştiğinde binlerce insanı giyotinle idam ettiler. Bu Fransa’nın içinden gelen bir dinamikti, Çin tarafından dayatılmadı. Amerikan Devrimi veya Almanya’nın birleşmesi için de aynı durum geçerli. Oysa İslam dünyası uzun zaman sömürgeci güçlerin hâkimiyetindeydi. Bir şeyler hep dışarıdan geldi. Toplumun düşüncelerinde karşılık bulan kurumlar yaratılamadı. İslam ülkelerinde yaşayan insanlarda özgürlük sevgisi New York’takilerden az değil. Sorun bunun nasıl kurumsallaştırılacağı. Ayrıca İslam dünyası çok trajik bir dönemden geçti. Bütün modeller buralarda denenirken, toplum hiçbir zaman özgür değildi. Batı’dan gelen baskılar hiç tartışılmadı. Şimdi de ekonomik baskı var. Kendi kendilerine doğal bir gelişme sağlayamadılar. Asıl neden bu.

HRİSTİYAN YA DA YAHUDİ TERÖRİZMİ YOK AMA İSLAM TERÖRİZMİ VAR

- Irak, Afganistan gibi ülkelerde dışarıdan müdahaleyle demokrasinin sağlanması mümkün mü?

Irak’a tanklarla demokrasiyi nasıl dayatırsınız? Iraklılar tankları istememe özgürlüğüne bile sahip değilken bir özgürlükten bahsedemeyiz.

- Özellikle 11 Eylül 2001’in ertesinde İslam terörizmle özdeşleştirildi. Geçen yedi yılda bunun değiştiğini düşünüyor musunuz?

Hayır. Sri Lanka’da Tamil Kaplanları bir binayı havaya uçurduğunda ve başbakanı öldürdüklerinde ya da Hindistan, Gucarat’ta üç bin kişi öldürüldüğünde kimse Hindu terörizminden bahsetmiyor. İsrailliler Lübnan’ı bombalayıp masum çocukları öldürürse de, buna asla Yahudi terörizmi diyemezsiniz, kesin olarak yasaktır. Uganda’nın Hıristiyan hareketi “Tanrı’nın Ordusu” Doğu Kongo’da bir milyondan fazla insanı öldürdüğünde, Hıristiyan terörizmi denmez. Herkese açık olan tek kavram İslami terörizm.

- Neden peki?

Ne yazık ki Batı’da bazı çevrelerde şu anda İslam’a karşı bir nefret var. Bunun yüzde 90’ı Arap-İsrail sorunundan kaynaklanıyor. Sorunu çözmemek için bu nefreti beslemek gerekiyor.

OBAMA'NIN TÜRKİYE POLİTİKASI YOK

- Obama’nın Türkiye’ye yönelik politikası ilk etapta ne olabilir?

Türkiye’yle ilgili şimdilik belli bir politikası olmadığını düşünüyorum. Öncelikle Arap-İsrail sorunu ve İran’a yönelecek. Elbette Türkiye’yi hem siyasi hem ekonomik olarak göz önünde bulunduracak. Türkiye, Rusya’nın alternatifi olarak Orta Asya’dan Avrupa’ya doğalgaz taşıyor. Hiç göz ardı edilemez.

- Türkiye’nin şu anki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Avrupalı güç rolünü oynamaya çalışıyor. Ama çok ileri gidebileceğini sanmıyorum. Avrupalı güçler bunu kabul etmeyecek ve Türkiye hep Belçika, Hollanda gibi ülkelerin arkasından gelecek. Fakat İslam dünyasında söz sahibi olarak çok olumlu bir rol oynayabilirsiniz. Başbakanınız Tayyip Erdoğan barışı geri getirmeyi denedi. Gelecekte daha önemli rol oynayabilirsiniz.

TÜRKİYE İSLAM DÜNYASINDA ENTELLEKTÜEL ROL OYNAMIYOR

- AKP Hükümeti’nin politikalarına ilişkin görüşleriniz nelerdir?

Birbirine karşıt iki aşırı unsur asla aynı zeminde varlığını sürdüremez, er ya da geç uyum sağlanmak zorunda: Atatürk ve İsmet İnönü’den miras sert sekülarizm ve özellikle Anadolu’da çoğu Arap ülkesinden daha güçlü olan, Türk halkı için büyük önceliğe sahip inanç. Şu anki hükümet bu konuda çok iyi bir iş yaptı. 19. yüzyıl sekülarizmi geride kaldı. Türkiye Başbakanı hem Avrupa’ya hem de İslam dünyası ve Asya’ya bir kapı olarak hareket edebilir. Tabii eğer Türkiye’yi uzun zamandır felce uğratan çatallaşmayı atlatabilirseniz. Türkiye İslam dünyasında hiçbir entelektüel rol oynamıyor; farklı nedenlerle Avrupa’da da böyle bir rolü yok. Türk yazara Nobel verildi ama bunun ardında politik nedenler vardı. 17 milyonluk Hollanda’nın entelektüellerinin Avrupa’da, sadece 5 milyonluk Lübnan’ın da İslam dünyasında Türkiye’den daha fazla etkisi var. Entelektüelleri ve kültürü izole etmenin büyük bir ülke için çok iyi bir durum olmadığı açık. Şimdiki yönetiminiz, Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk tarihinde önemli bir aşama. Bütün bunlar askeri darbeler olmadan, savaşmadan, anlayışa dayalı ve yumuşakça da yapılabilir ve Türkiye daha da öne çıkabilir.

http://www.8sutun.com/haber?id=23918

4 Şubat 2009 Çarşamba

CIA, Stoffel faturasını paşaya kesti

Levent Ersöz, mahkemede “CIA beni öldürmek istiyor” dedi. Kafaları karıştıran ifadeden yola çıkan y, CIA'in, silah tüccarı Stoffel'in Kuzey Irak'ta öldürülmesinin faturasını Levent Ersöz'e kestiğini ortaya çıkardı.
CIA, Stoffel faturasını paşaya kesti
Jandarma İstihbarat eski Daire Başkanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz tutuklanması istemiyle çıkarıldığı mahkemede "CIA beni öldürtmek istedi. Hakkımdaki koruma kararı emekli olduktan sonra da devam etti" dedi. Ersöz'ün ifadesinde bahsettiği CIA tehdini araştıran y, ABD'nin bölgedeki silah pazarını elinde tutan ve Kuzey Irak'ta öldürülen CIA'in eski bölge şefi Dale C. Stoffel öldürülmesiyle ilgili dosyada Ersöz'ün adına ulaştı.

'YEŞİL HAT'TA SIR CİNAYET

Levent Ersöz'ün görevde olduğu dönemde meydana gelen en önemli olaylardan biri, Aralık 2004'te Kuzey Irak'ta 'Yeşil Hat' olarak bilinen güvenli bölgede Amerikalı müteahhit Dale C. Stoffel ve ortağının öldürülmesiydi. Stoffel ve ortağı Joseph J. Wemple, şirketleri Wye Oak ve CLI adına iş takibi yapıyordu. İki ortak Taci'de Amerikalı yetkililerle toplantıdan çıkıp, Bağdat'taki 'Yeşil Bölge'de araçları durdurularak maskeli kişiler tarafından kurşuna dizildi.

KİRLİ SİLAH TİCARETİ

Öldüren Stoffel'in bilgisayarına el koyan saldırganlar elde ettikleri bilgileri (CIA-kukla yönetim-Irak'taki ABD askeri yönetimi-Lübnanlı aracılar arasındaki trafik, devlet ihaleleri, kayıp silahlar, özel yazışmalar) internette yayınladı. Bilgiler açıklandıkça Kuzey Irak'ta on milyarlarca dolarlık yağma, Amerikan istihbaratının kirli silah ticareti de ortaya çıktı.

RUSLAR ADINA DEVREDE

Washington'dan, Lübnan'a ve Türkiye'ye uzanan büyük kaçakçılık ve dev silah ticaretinde kurduğu dinleme ağı ile bilgi sahibi olduğu iddia edilen Levent Ersöz'ün elindeki telefon kayıtlarıyla yüzlerce kişiyi etkisiz hale getirdiği iddia edildi. Dev silah pazarını Rusya'ya açmak için o dönemde bağlantılarını kullanmaya başladığı ileri sürülen Ersöz'ün 70 milyar dolara varan silah anlaşmalarında bizzat bulunduğu ileri sürüldü. Ruslar'ın silah pazarına girmek için atak yaptığı bu dönemde Amerikalı müteahit Dale C. Stoffel ve ortağının öldürülmesiyle CIA'in Levent Ersöz'ün peşine düştüğü iddia edildi. Ersöz'e bu nedenle görevli olduğu dönemde özel koruma verildiği belirtildi. Ersöz emekli olunca da Rus silah firmasına danışmanlık yaptı.

40 milyar $'lık pazar elindeydi

Stoffel, CIA'nın Irak'taki gölge başkanıydı ve 'Arap Lawrence' olarak biliniyordu. Bush ailesiyle çok yakın bağlantısı olan Stoffel, onlar adına iş takibi yapıyordu. CIA adına dünya silah ticaretine yön veriyordu. İddialara göre Stoffel, Amerika ve İngiltere tarafından Irak'ın silahlarını yağmalamak ve gerekli yerlere transfer etmekle görevlendirildi. Bu 40 milyar dolarlık silah, askeri mühimmat ve hurdaya çıkarılan malzemelerin paraya çevrilme görevi bizzat Stoffel'e verildi.

04.02.2009

http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=04.02.2009&c=1&i=167073