Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2009 Çarşamba

Dünyaya hakim olacak ülke

2050 yılına yönelik öngörüler açıklandı. İşte Türkiye hakkındaki ilginç tespitler...

ABD'nin saygın stratejistlerinden Friedman, 2050'de Rusya ve Çin'in dağılacağını, Avrasya'nın kontrolünü ise Türkiye ve Japonya'nın ele geçireceğini ileri sürdü. ABD'yi de 2090 yılında Meksikalılar ele geçirecek..

Teksas merkezli bir strateji danışmanlık firması olan Stratfor'un sahibi polemikçi ve analist George Friedman, Obama'nın yemininden 1 gün önce ABD'nin başkenti Washington'da 21. yüzyıla ilişkin kehanetlerini açıkladı. "The Next 100 Years: A Forecast for the 21st Century" (Önümüzdeki 100 yıl: 21 yüzyıl için tahminler) isimli bir kitabı da bulunan Friedman soğuk kanlı tahminlerde 21. yüzyılda ABD'nin dominant rolüne devam edeceğini öngörüyor. Friedman uçurumun kenarında olduğu öngörülen ABD'nin aslında yükselişine yeni başladığını öne sürüyor. Frideman'ın yazdığı, kitapta ise birkaç ilginç bakış açısı bulunuyor. Buna göre ABD ilk önce düşmanlarını küçümseme daha sonra da abartma eğilimine giriyor. Rusya tekrar silahlanıyor. Çünkü bir millet için zengin ve güçsüz olmak tercih edilemez.

YÖRÜNGEDEKİ PEARL HARBOUR

Bu tahmine göre yüzyılı yönlendiren iki önemli gerçek bulunuyor: Amerika'nın dünyadaki okyanusları ve özellikle düşük nüfus yoğunluğuna sahip bölgeleri domine etmesi. Bu bakışa açısına göre Friedman "Büyük Adam" ekolünü görmezden geliyor. Dolayısıyla da politik liderlerin zaferlerine çok az ilgi gösteriyor. Friedman her ülkenin büyük stratejisinin DNA'larına derin bir biçimde işlediğine inanıyor. Friedman yüksek teknolojili savaşın yüzyılın ortalarında Japonya'nın ABD'ye uzayda bulunan kumanda merkezine Şükran Günü'nde sinsi bir saldırısı ile başlayacağını iddia ediyor. Buna da yörüngedeki Pearl Harbour ismi verilmiş. Sonuçta da ABD bu saldırıdan yara almasına karşın modern silahlarını ve endüstriyel gücünü kullanarak düşmanın hakkından gelmesini başarıyor. Friedman, ABD'nin her zaman gereğinden fazla tepki verdiği tespitine de kitabında yer veriyor.

Friedman'ın öngörülerine göre neler olacak;

* 2050'de Rusya ve Çin dağılmış olacak. Türkiye ve Japonya ise Avrasya'nın kontrolünü ele geçirerek Amerika'ya meydan okuyacaklar.

* Birinci Uzay Savaşı'nda ABD zafer kazanacak.

* Çin'de ekonomik yavaşlama ve bölgelerarası gelir dağılımı adaletsizliği problemleri artıracak.

* Rusya ise 2015'te Sovyet Bloku'nu tekrar inşa etmeye çalışacak. Ancak 2. Soğuk Savaşı da yine benzer nedenlerle kaybedecek. Fakat bu süreç daha hızlı olacak.

* Cihatçı Müslüman dünyası bölünmeler nedeniyle Avrupa ve Asya üzerinde hegemonya kurma amacına ulaşamayacak.

* Amerikan egemenliğinin ne zaman biteceği konusuna ise Friedman 2090 olarak cevap veriyor. 2030'da Meksikalılar nüfustaki çoğunluğu ele geçirecekler. 1848 yılında ayrıldıkları topraklara geri dönecekler. Etnik bakımdan karışık bir sınırda ABD ve Meksika, Almanya ile Fransa'nın yaşadığı Alsace and Lorraine krizine benzer bir kriz yaşayacaklar. Ayrılıkçı bir Meksika partisi, ordunun sadık olmayan birimleri ile terörizmin tüm yöntemlerini kullanarak Kuzey Amerika'nın hegomonyasını ele geçirecek.


http://www.bugun.com.tr/haber.aspx?id=51423&title=2050de-dunyaya-hakim

10 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze trajedisi

İvo MOLİNAS

Gazze’de olanlar gerçek bir trajedidir.

Gazze’de gerçekleşenler, insan olarak umutlarımızın tükenişinin resmidir.

Gazze’de olanlar, yöneticileri ile onların, saldırıya davetiye çıkardıkları ‘düşmanları’ arasında kalmış bir halkın acı fotoğrafıdır.

***

14 sene öncesine gidiyor belleğim. 1994’ün yağmurlu bir Kasım gününde Gazze’de geçirdiğim ve ömrüm boyunca unutamayacağım karelerle hafızama yerleşen tüm bir günün anılarıylayım sürekli olarak.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in İsrail ve Gazze’ye yaptığı tarihi ziyaretinde ben de oradaydım. Bu tarihten tam bir yıl önce İsrail’in Başbakanı Yitzhak Rabin ile Filistin Lideri Yaser Arafat, Bill Clinton’un arabuluculuğu ile meşhur barış anlaşmasını imzalamış ve bu ziyaretten tam bir ay önce de Rabin ve Arafat, Nobel Barış Ödülü’nü paylaşmışlardı.

O Kasım günü hava yağmurluydu ama hem İsraillilerde hem de Filistinlilerde umut vardı. Filistin halkı o kadar zorlu dönemlerden sonra insanca yaşayacağı bir devleti kurmalarının startını vermişlerdi. İşte öyle bir atmosferde yapılan gezinin tanığı olmak, kendi adıma hayatta yaşayabileceğim en anlamlı, en iç ferahlatıcı tecrübelerin başında geliyordu.

Sabahtan Gazze’ye Erez Noktası’ndan girmek için Filistin otobüsüne binip şehrin merkezine doğru yol alırken o televizyonlarda izlediğimiz görüntülerin gerçeğiyle karşılaşmak olumlu havayı biraz bozmuyor değildi. Zira modern bir devletin bir-iki kilometre sonrası ise çok yoksul bir bölgeyi gösteriyordu. Çoğunun ayakları çıplak, onlarca çocuğun sokaklarda, caddelerdeki hali yoksulluğun ne derece koyu olduğunu gösteriyordu camın ötesindeki bizlere. “Arafat’ın işi çok zor” dediğimi hatırlıyorum yanımdaki gazeteciye. Lakin olumlu ve barış havalı yeni bir sürecin başlamış olması zorlukların yenilebileceği fikrini hakim kılmıştı hepimizde nedense. İsrail sınırından çıktıktan bir saat sonra Yaser Arafat’ın karargâhının bulunduğu Gazze’nin sahil merkezine ulaşmıştık sağanak yağmur altında.

Liderler görüşme yaparken o, Tel-Aviv’in sahilinden farklı olmayan Gazze kıyısındaki bir balıkçıda hayatımdaki en lezzetli balığı yediğimi hatırlıyorum. Başka bir şey daha anımsıyorum. Balığı bize sunan lokantanın çalışanına –sanırım adı Cemal’di- teşekkür edince fena olmayan İngilizcesiyle “bayım bir devlet kursak dünya görecek neleri başaracağımızı” demişti geleceğinden umutlu gözlerle. “Merak etme yakında o da olacak, havada yağmur var ama bu bölgede yarın güneş açacak” şeklinde cevap verdiğimde, “inşallah” deyip evlenip, çoluk çocuk sahibi olup, kendi adına balık lokantası açma planından da bahsetmişti...

Cemal’in sonra ne yaptığını bilmiyorum maalesef ama onun umutlarının gerçekleşmesi için kimsenin hiçbir şey yapmadığını da biliyorum.

Barışı imzalayan Rabin’i, tam bir sene sonra Kasım 95’te barışa düşman bir İsrailli öldürdü. Arafat ise eski alışkanlıklarını bozma ihtiyacı hissetmeden ne kalıcı barış için uğraştı, ne de Cemal’in rüyasındaki devleti kurma yolunda adım attı. Aynı Arafat, 2000’in sonunda devletini kurmaya ramak kalmışken hala bilinmeyen bir nedenle vazgeçti nihai imzadan.

O gün kabul etse, bugün bölge nasıl olurdu; düşünen var mı acaba?

Filistin’de sesleri hiç çıkmayan, sadece insanca yaşamak isteyen Cemaller kaybetti ama hem onların ülkesinde hem de İsrail’de barışı istemeyenler kazandı.

***

Gazze halkı bugün çok zor durumda. İsrail’in kendi vatandaşlarının yaşam hakkı ve güvenliğini sağlamak istemesi ne kadar doğruysa, Gazze’de çoluk çocuk sivilleri öldürmesinin de büyük bir felâket olduğu da o kadar doğru ve gerçek.

1994’ten 2009’a geçen bir sürecin bugün gelinen noktası tüm dünya adına hüzün vericidir.

Ateşkese acilen ihtiyaç var.